Dünyayı şok eden Amiral’den motivasyon konuşmasını sizler için kalemime aldım arkadaşlar bu motivasyon konuşması hepinizi etkileyeceğinden eminim mutlaka sonuna kadar okuyun. Lafı fazla uzatmadan işte ABD Donanması’ndan emekli Amiral William H. McRaven‘dan motivasyon konuşması.
Daha iyi bir dünyaya yol alırken, size fayda sağlayabilecek birkaç önerim var.
Her ne kadar, askerlik hayatımda alınmış dersler olsa da üniformayla bir gün bile hizmet edip etmediğinizin bir önemi yok. Cinsiyetinizin, etnik ya da dini kökeninizin, sosyal statünüzün de bir önemi yok.
Bu dünyada verdiğimiz mücadeleler birbirine benziyor ve o zorlukları aşmak ilerleme kaydetmekle kendimizi ve etrafımızdaki dünyayı değiştirmekle ilgili dersler herkese eşit derecede uyacaktır.
36 senedir ABD’ “SEAL” özel kuvvetlerindeyim. 36 Yıllık meslek hayatımda ve bu yaşıma kadar edindiğim tüm tecrübeleri göz önüne alarak, sizin de hayatınızda yol alırken işinize yarayacağını düşündüğüm 10 hayat dersini sizinle paylaşmak istiyorum.
Temel Askeri eğitimdeyken, o dönemdeki eğitmenlerimizin tamamı Vietnam’da savaşmış askerlerden oluşurdu. Her sabah kışladaki odalarımıza gelirlerdi ve yaptıkları ilk şey, yataklarımızı teftiş etmek olurdu.
Yatağınızı düzgün bir şekilde toplayıp toplamadığınıza bakarlardı. Köşeler düzgün, sımsıkı gerili ve battaniye ayak ucunuzda tam ortadan katlanmış düzgün bir şekilde durmalıydı.
Basit ve gündelik bir işti bu, ancak bizden her sabah, yataklarımızı kusursuz bir şekilde toplamamızı talep ederlerdi. O dönemde, ordunun en gözde savaş timlerinden olan bu ekipte olduğumuzu düşündüğümde, bu yatak toplama fikri bana çok saçma gelirdi.
Ama bu basit eylemin içerdiği Bilgelik, defalarca kez kanıtlandı. Yatağınızı her sabah düzenli bir şekilde toplarsanız, günün ilk işini tamamlamış olursunuz. Bu kendinizle gurur duymanızı sağlayacak ve sizi başka bir iş daha yapmaya teşvik edecektir.
Daha sonra bir tane daha, ve bir tane daha tamamlanmış o bir görev, günün sonunda tamamlanmış bir sürü göreve dönüşecek. Yatağınızı toplamak, ayrıca hayatta küçük şeylerin önemli olduğu olgusunu pekiştirecektir. Küçük şeyleri doğru yapmazsanız, büyük şeyleri asla doğru yapamazsınız.
Olur da kötü bir gün geçirirseniz, eve döndüğünüzde sizi toplanmış bir yatak karşılayacaktır. Ve toplu bir yatak size, yarının daha iyi olacağı konusunda motivasyon sağlar. Eğer Dünyayı Değiştirmek İstiyorsanız “İŞE YATAĞINIZI TOPLAMAKLA BAŞLAYIN”
Bu eğitim süresince öğrenciler, ayrı botlarda olmak koşuluyla ekiplere ayrılırlardı. Her takım 7 öğrenciden oluşurdu; öğrencilerden 6’sı, küçük lastik botun her iki yanına karşılıklı olarak üçerli olarak yerleşirdi, bir kişi de, botu yönlendirmeye yardım etmek için dümenci olurdu.
Her gün kumsalda ekipler oluşturulur ve ekibe, suyun sığ kısmında dalgaları aşabilecekleri birkaç millik kürek çekme talimi yaptırılırdı. Kış aylarında San Diego kıyısındaki dalgaların yüksekliği 3 metreyi aşardı ve herkes asılmadığı zaman, kürek çekmek çok güç olurdu.
Her kürek, dümencinin sayışıyla senkronize olmalıydı. Herkes eşit efor sarf etmek zorundaydı aksi taktirde bot dalgalara doğru döner, ve hoş olmayan bir şekilde kumsala geri gelirdi. Botun varış destinasyonuna ulaşabilmesi için, herkesin kürek çekmesi şarttı.
Dünyayı tek başına değiştiremezsiniz, mutlaka yardıma ihtiyacınız olacaktır.
Başlangıç noktasından hedef noktasına gerçekten ulaşmak için, dostların, meslektaşların, yabancıların, iyi niyetli olması ve onlara rehberlik edecek güçlü bir dümenci şarttır.
Dünyayı Değiştirmek İstiyorsanız “KÜREK ÇEKMENİZE YARDIMCI OLACAK BİRİLERİNİ BULUN..!” Zorlu bir eğitimle geçen birkaç haftanın sonunda, 150 kişiyle başladığımız yola 42 ye kadar düşmüştük.
Artık 7 kişiden oluşan bot takımlarından sadece 6 adet takım oluşabiliyordu.
Ben uzun boyluların botundaydım ama en iyi bot takımı, kısa boylulardan yani bizim “ufaklık” diye tabir ettiğimiz insanlardan oluşuyordu. Ufaklık takımında, boyu 1,65’den uzun olan kimse yoktu.
Takım üyeleri, bir Amerikan yerlisi, bir Afrika asıllı Amerikalı, bir Polonya asıllı, bir Yunan asıllı, bir de İtalyan asıllı Amerikalı ve bir de Orta batı’dan 2 yağız delikanlıdan oluşurdu. Kürek çekmede, koşuda ve yüzmede diğer bot ekiplerini geride bırakırlardı.
Diğer bot ekiplerindeki iri yarı erkekler, ufaklıkların yüzmeden önce küçük ayaklarına taktığı, minik gözüken paketlerle her zaman sevecenlikle dalga geçerlerdi.
Ancak bir şekilde her zaman son gülen, ülkenin ve dünyanın farklı köşelerinden gelen, herkesten hızlı yüzen ve kıyıya biz diğerlerinden çok önce ulaşan, bu küçük adamlar olurdu.
SEAL eğitimi, büyük bir eşitleyicidir. Başarma arzusundan başka hiçbir şeyin ; “Teninizin Renginin” “Etnik kökeninizin” “Eğitiminizin ve sosyal statünüzün” hiçbir önemi yoktur. Dünyayı Değiştirmek İstiyorsanız “BİR İNSANI PALETLERİNİN DEĞIL YÜREĞİNİN BÜYÜKLÜĞÜ İLE ÖLÇÜN”
Eğitmenler, haftada birkaç kez, sınıftaki öğrencileri sıraya sokup üniforma teftişi yaparlardı. Bu akıl almaz bir şekilde ayrıntılı bir teftiş olurdu. Şapkanızın kusursuz bir şekilde kolalanmış, üniformalarınızın jilet gibi ütülenmiş ve kemer tokanızın, her türlü lekeden arındırılmış, parlak olması gerekirdi.
Ama şapkanızı kolalamak, üniformanızı ütülemek yada kemer tokanızı cilalamak için ne kadar çaba harcarsanız harcayın, sanki onlar için yetersiz gelirdi. Eğitmenler illa ki yanlış bir şey mutlaka bulurlardı.
Üniforma teftişlerinde çuvallayan bir öğrenci, tamamen giyinik halde koşarak suya atlamak ve sonra, sırılsıklam ıslak bir halde kumsalda, kumların üzerinde yuvarlanmak zorundaydı. Hem de vücudunun tamamı kumla kaplanana kadar.
Buna “Şekerli Kurabiye” denilirdi. Günün geri kalanını, sırtınızda o ıslak ve kum içindeki üniforma ile, üşüyerek geçirirdiniz. Bütün çabaların boşuna olduğunu bir türlü kabullenemeyen bir sürü öğrenci olurdu. Kıyafetlerinin düzgün olması için ne kadar çaba harcarlarsa harcasınlar, bu durum takdir görmüyordu.
O öğrenciler, eğitimin sonunu getiremediler. Çünkü o öğrenciler, eğitimin amacını anlayamadı. Hiçbir zaman başaramayacaklardı. Hiçbir zaman, kusursuz bir üniformanız olmayacaktı. Eğitmenler buna müsaade etmeyecekti.
Bazen ne kadar iyi hazırlanırsanız hazırlanın, ya da ne kadar performans sergilerseniz sergileyin, “Şekerli Kurabiye” olmaktan kaçamazsınız. Bazen hayat böyledir.
Dünyayı Değiştirmek İstiyorsanız “ŞEKERLİ KURABİYE OLMAKTAN ÇIKIP YOLUNUZA DEVAM EDİN” Eğitim süresince her gün, birden fazla fiziksel faaliyetle sınanırdık. Kimi zaman azminizi sınamayı amaçlayan uzun koşular, uzun yüzme eğitimleri, engelli parkurlar ve saatler süren beden eğitimi çalışmaları olurdu. Her faaliyetin standartları ve uymanız gereken süreleri vardı.
O standartlara uymadığınız zaman, isminiz bir listeye alınırdı ve o listedekiler günün sonunda “Sirke” davet edilirdi. Sirk diye adlandırdığımız şey ise, sizi bitirmeyi amaçlayan, ruhunuzu ezmeyi ve sizi pes etmeyi amaç edinen, 2 saatlik ekstra beden eğitimi çalışmasıydı.
Kimse Sirke katılmak istemezdi. Sirk o gün için yetersiz olduğunuz anlamına gelirdi, “Sirk” daha fazla yorgunluk, daha fazla yorgunluk ise ertesi günün daha zorlu geçmesi ve yine extra çalışmaların yapılması demekti.
Ancak SEAL eğitimi boyunca, herkes ama herkes en bir gün mutlaka “Sirk” listesine girerdi. Ve sürekli listede yer alan öğrencilerde çok ilginç bir şey fark ederdik, iki saat fazladan çalışma yapan o öğrenciler, zaman içinde daha da güçlenirdi. Sirk çalışmalarının verdiği acı, içsel gücü inşa eder ve fiziksel dayanıklılık sağlardı.
Hayat “Sirk” lerle doludur. Başarısız olacaksınız, Sık sık başarısız olmanız çok olasıdır. Bu size acı verebilir, moralinizi bozabilir, ve bazen sizi iliklerinize kadar sınayabilir. Dünyayı Değiştirmek İstiyorsanız “SİRKTEN KORKMAYIN”
Öğrencilerden haftada en az iki kez, Engelli parkurda koşmaları istenirdi.
Engelli parkur ise, 3 metre yükseliğinde bir duvar, 9 metre yüksekliğinde bir tırmanma ağı ve dikenli telin altından sürünerek geçmek gibi, 25 engel içerirdi.
Ancak en zorlu engel “Hayata Kayış” ismini verdiğimiz bir şeydi. Bir ucunda üç katlı 10 metrelik bir kule, diğer ucundaysa tek katlı bir kule vardı. Arada 30 metre uzunluğunda bir halat. 3 katlı kuleye tırmanmanız gerekirdi, tepeye varınca sımsıkı tutunurdunuz.
Vücudunuz bir tırtıl gibi ipin altında sallanırken, tutuna tutuna kendinizi diğer uca kadar çekerdiniz. Sınıfım 1977’de eğitime başladığında, engelli parkur rekoru uzun zamandır kırılmamıştı ve kırılacak gibi de görünmüyordu.
Ta ki, günün birinde bir öğrenci Hayata Kayış’dan baş aşağı inmeye karar verene kadar. Vücudunu ipten sarkıtarak santim santim ilerlemek yerine, büyük bir cesaretle ipin üzerine çıktı ve kendini öne doğru itti.
Görünürde oldukça tehlikeli, aptalca ve çok riskli bir hareket gibiydi. Çuvallamak, sakatlanmak ve eğitimden çıkarılmak anlamına gelebilirdi. Bu öğrenci hiç tereddüt etmeden, ipten tehlikeli bir hızla kaydı ve süreyi yarıya indirdi.
Parkurun sonuna gelindiğinde rekoru kırmıştı. Dünyayı değiştirmek istiyorsanız, “BAZEN ZORLU ENGELLERİ FARKLI YOLLARLA AŞMAYI DENEMELİSİNİZ” Eğitimin kara harekatı safhasında, öğrenciler San Diego kıyısı açıklarında kalan San Clemente adasına uçuruldu.
Bu kıyıları bilenleriniz vardır, Köpek balıklarının yumurta bırakma alanı olarak bilinir. SEAL eğitiminden geçmek için, bir dizi uzun yüzme görevini tamamlamanız gerekir. Bunlardan biri de gece yüzmesidir.
Yüzme görevinden önce eğitmenler öğrencileri, San Clemente açıklarında yaşayan bütün köpek balıkları hakkında sevinçle bilgilendirirler. Ancak, sizi “köpek balıkları” tarafından, yakın zamanda yenilen tek öğrenci olmayacağınız konusunda rahatlatırlar.
Diğer taraftan, size bir köpek balığının, etrafınızda dönmeye başlaması durumunda, olduğunuz yerde durmanız öğretilir.
Yüzerek kaçmaya çalışmayın. Korktuğunuzu belli etmeyin. Ve eğer canı gece yarısı atıştırmalığı çeken köpek balığı, size doğru bir hamle yaparsa, tüm gücünüzü toplayın ve burnuna bir yumruk indirin, dönüp uzaklaşacaktır.
Dünyada bir sürü Köpekbalığı var. Yüzmeyi tamamlamayı umuyorsanız, köpek balıkları ile baş etmeyi öğrenmek zorundasınız. Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsanız “KÖPEK BALIKLARININ KARŞISINDA GERİ ADIM ATMAYIN”
Ordu’da SEAL ekibi olarak görevlerimizden biri de, düşman gemilerine su altı saldırıları gerçekleştirmektir. Temel eğitim sırasında bu tekniği kapsamlı bir şekilde çalıştık. Gemi saldırı görevi, bir çift SEAL dalgıcının, düşman limanının dışında suya bırakıldığı ve hedeflerine ulaşmak için, sadece bir derinlik ölçüm aracı ve bir pusula ile yaklaşık 2 mil’den fazla yüzdükleri bir görevdir.
Yüzme görevi boyunca yüzeyin çok altındayken bile bir miktar ışık olur. Üstünüzde açık bir denizin olduğunu bilmek size iyi hissettirir. Ancak, rıhtıma bağlı gemiye yaklaştıkça ışık azalmaya başlar. Geminin çelik yapısı, ay ışığını ve çevredeki aydınlatmaları engeller.
Ortak ışıkların tamamını engeller. Görevinizde başarılı olmak için, geminin altına doğru yüzüp, omurgayı, orta çizgiyi, ve geminin en derin kısmını bulmalısınız.
Amacınız budur. Ancak omurga, aynı zamanda geminin en karanlık kısmıdır.
Elinizi, yüzünüzün önüne getirseniz bile göremezsiniz. Ayrıca, geminin motorlarından gelen ses de sağır edici yüksekliktedir ve bu durumda çok kolay yön duygunuzu kaybedebilir ve çuvallayabilirsiniz. Her ekip üyesi, omurganın altına girmeyi gerektiren görevin, en karanlık anının sükuneti koruma, bütün taktiksel becerileri, bedensel kuvveti ve içsel gücü toplama zamanı olduğunu çok iyi bilir.
Dünyayı değiştirmek istiyorsanız “EN KARANLIK ANLARDA, HERŞEYİNİZİ ORTAYA KOYMALISINIZ” Eğitimimizin 9. Haftası, “Cehennem Haftası” olarak bilinir. Uykusuz geçecek olan 6 günün sonunda, çamurlu bir arazide geçireceğiniz özel bir gün vardır.
Çamur arazileri “San Diego ve Tijuana” arasında biriken suyun yarattığı ve çamurun sizi içine çektiği, bataklık benzeri bir arazidir. Cehennem haftasının Çarşamba günü, çamur arazilerine kürek çeker ve sonraki 15 saati, uğuldayan rüzgar ve eğitmenlerin ardı arkası kesilmeyen, pes etme baskıları arasında, dondurucu çamurun içinde geçirirsiniz.
O Çarşamba akşamı güneş batmak üzereyken, kurallardan birini kötü bir şekilde ihlal eden sınıfıma, çamura girme emri verilmişti. Her birimiz, kafalarımızın dışında, hiçbir yerimiz görünmeyecek şekilde çamura battık,
Eğitmenler bize, çamurdan çıkmamızın tek yolununi ekipten 5 kişinin pes etmesinden geçtiğini söyledi. Ve o öldürücü soğuktan ancak bu sayede kurtulabilecektik. Çamur arazisinde etrafıma baktığımda bazı öğrencilerin pes etmek üzere olduğu aşikardı.
Güneşin doğmasına hala 8 saat vardı, dondurucu soğukta geçireceğimiz 8 saat daha. Tıkırdayan dişlerin sesleri ve öğrencilerin inlemeleri öylesine güçlüydü ki, başka bir ses duymak zordu.
Sonra gecenin içinde bir ses yankılandı, şarkı söyleyen birinin sesi, korkunç derecede detone bir sesti ama yüksek bir hevesle şarkı söylüyordu. Derken ses iki oldu, iki ses üç oldu ve çok geçmeden bütün sınıf şarkı söylemeye başladı.
Eğitmenler bizi, şarkı söylemeyi sürdürürsek çamurda daha fazla kalacağımızı söyleyerek tehdit ettiler ama ısrarla şarkı söylemeye devam ettik. Nasıl olduysa çamur ısınmış, rüzgar durulmuş gibi geliyordu ve şafak artık o kadar da uzak değildi.
Dünyayı dolaşırken öğrendiğim bir şey varsa o da, umudun gücüdür. Tek bir kişinin, George Washington, bir Lincoln’un, Martin Luther King’in, Mandela’nın
veya Pakistan’dan Malala adında bir genç kızın gücü. Tek bir kişi, insanlara umut vererek dünyayı değiştirebilir.
Dünyayı değiştirmek istiyorsanız, “BOĞAZINIZA KADAR ÇAMURA BATMIŞKEN, İŞE ŞARKI SÖYLEMEKLE BAŞLAYIN” Son olarak bu eğitimde bir Zil vardır.
Yerleşkenin tam ortasında bütün öğrencilerin görebileceği bir yerde asılı duran, pirinç bir zil vardır. Ayrılmak için tek yapmanız gereken o zili çalmaktır.
Zili çalarsanız, artık sabahları saat 5 te kalkmak zorunda kalmazsınız.
Zili çalarsanız o dondurucu yüzme görevlerinden, engelli parkurlarından, fiziksel eğitimden ve eğitimin güçlüklerine katlanma mecburiyetinden kurtulursunuz.
Ayrılmak için tek yapmanız gereken zili çalmaktır.
Dünyayı değiştirmek İstiyorsanız “ASLA AMA ASLA ZİLİ ÇALMAYINIZ”
Okuduğunuz için teşekkür ederiz. Makalelerimizi beğendiyseniz beğene basmayı ve arkadaşlarınızla paylaşmayı diğer yazılarımızdan haberdar olmak ve aynı zamanda sitemize destek olamak için “Mail Abonemiz” olabilirsiniz.